Turizm 21 Ağu 2026 5 Görüntülenme

İskilip Kalesi ve Kaya Mezarları

İskilip Kalesi ve Kaya Mezarları

Kalenin eteklerinde bulunan kaya mezarları ise aynı alanın tarihini Osmanlı döneminden çok daha geriye, Antik Çağ’a kadar taşımaktadır.

İskilip Kalesinin bulunduğu kayalık alanın tarihini yalnızca kalenin günümüzdeki görünümüne bakarak değerlendirmek doğru değildir. Çorum İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü mevcut kaleyi Osmanlı dönemiyle ilişkilendirirken, İskilip Belediyesi kalenin tarihinin daha eski dönemlere kadar uzandığını ve Osmanlı döneminden günümüze ulaştığını belirtmektedir. 2023 yılında yayımlanan akademik araştırmada ise İskilip Kalesi, Yivlik Tepesi ve çevresinin ilçedeki ilk yerleşim alanlarının geliştiği bölge olabileceği değerlendirilmiştir. Bu nedenle kale kayalığı, İskilip’in farklı tarihî dönemlerinin üst üste biriktiği çok katmanlı bir yerleşim alanı olarak ele alınmalıdır.

Kalenin yer seçimi savunma açısından son derece elverişlidir. Kayalık kütlenin büyük bölümünün doğal olarak sarp olması, yerleşimin çevresini korumayı kolaylaştırmıştır. Kültür ve Turizm Müdürlüğünün kale tanıtımında üç tarafının sarp kayalıklarla çevrili olduğu belirtilmektedir. Bu doğal savunma avantajı, kalenin bulunduğu alanın uzun dönemler boyunca stratejik önem taşımasının temel nedenlerinden biri olmalıdır.

Kalenin girişine ilişkin güncel resmî kaynaklarda küçük farklılıklar bulunmaktadır. Çorum İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün Türkçe tanıtımında girişin güney cephesindeki kapıdan sağlandığı belirtilirken, İskilip Belediyesi günümüze yalnızca batı kanadındaki giriş bölümünün ulaştığını aktarmaktadır. Kültür ve Turizm Müdürlüğünün İngilizce kale sayfasında ise giriş kuzeybatı yönüyle ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle kapının yönünü tek ve kesin bir ifadeyle vermek yerine, kalenin günümüze ulaşan sınırlı giriş ve sur kalıntılarının bulunduğunu belirtmek daha ihtiyatlıdır.

İskilip Belediyesi ayrıca kale içerisinde geçmişte zindan olarak kullanıldığı belirtilen bir bölümün varlığından söz etmektedir. Ancak bu alanın bugün görülemediğini açıkça belirtmektedir. Bu nedenle zindan bilgisi arkeolojik olarak günümüzde ziyaret edilip doğrulanabilen bir yapıdan çok, kale hakkındaki yerel tarihî bilgiler içerisinde değerlendirilmelidir.

İskilip Kalesinin Osmanlı dönemindeki görünümüne ilişkin en önemli tarihî tanıklıklardan biri Evliya Çelebi’ye aittir. 17. yüzyılın ortalarında İskilip’i ziyaret eden Evliya Çelebi, şehrin kalesini azametli ve muntazam olarak nitelendirmiştir. Aynı anlatımda İskilip’in bağ ve bahçelerle çevrili girişinden ve güzel evlerinden de söz edilmesi, kalenin o dönemde yalnızca askerî bir yapı olarak değil, gelişmiş şehir dokusunun üzerinde yükselen önemli bir merkez olarak algılandığını göstermektedir.

Kalenin tarihî önemini daha da artıran unsur ise güney ve güneydoğu eteklerinde bulunan İskilip Kaya Mezarlarıdır. Bu mezarlar doğrudan büyük anakaya yüzeylerine oyulmuş olup İskilip’in Türk ve Osmanlı dönemlerinden önceki tarihinin en önemli arkeolojik kanıtları arasında yer almaktadır. 2023 tarihli akademik araştırmada kale şehir kotundan yaklaşık 100 metre yüksekte gösterilirken, güney cephesindeki kaya yüzeylerine oyulan mezarların bazı bölümlerde yaklaşık 15 metre yüksekliğe ulaşan kayalıklar üzerinde yer aldığı belirtilmektedir.

Kaya mezarlarının sayısı konusunda eski kaynaklarla güncel akademik araştırma arasında farklılık vardır. İskilip Kaymakamlığının 2019 tarihli tanıtımında aynı hizada dört kaya mezarından söz edilmektedir. Ancak 2023 yılında Oktay Gündogdu ve Esra Gündogdu tarafından gerçekleştirilen ayrıntılı inceleme, kale eteğinde altı kaya mezarı bulunduğunu ortaya koymuş ve mezarları A, B, C, D, E ve F harfleriyle sınıflandırmıştır.

Altıncı mezarın belirlenmesinde yakın dönem çalışmaları özellikle önemlidir. Akademik araştırmaya göre bugün D Kaya Mezarı olarak adlandırılan yapı, 1995 yılında İskilip Belediyesi tarafından gerçekleştirilen yol çalışmaları sırasında yol kotunun altında ortaya çıkarılmıştır. Mezar uzun süre toprak altında kalmış ve daha önceki araştırmacılar tarafından kayıt altına alınmamıştır. Araştırmacılar çevrede yapılacak yeni bilimsel kazı ve sondaj çalışmalarının başka kalıntıları da ortaya çıkarabileceğini değerlendirmektedir.

Mezarların kesin tarihlendirilmesi konusunda da geçmişten günümüze farklı görüşler ileri sürülmüştür. Çorum İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü kaya mezarlarını genel olarak Roma dönemine tarihlendirirken, İskilip Kaymakamlığı bazı araştırmacıların bunları Paflagonya dönemine, bazı araştırmacıların ise Roma dönemine bağladığını aktarmaktadır. 2023 tarihli kapsamlı akademik değerlendirme ise altı mezarın mimari ve ikonografik özelliklerini ayrı ayrı inceleyerek yapıları genel olarak Helenistik ve Roma dönemleri içerisinde değerlendirmektedir.

Bu değerlendirme aynı zamanda İskilip’i tarihî Paphlagonia coğrafyası içerisinde ele almaktadır. Araştırmacılara göre kaya mezarları, Paphlagonia bölgesindeki kaya mezarı geleneğinin güney sınırındaki önemli örnekler arasında bulunmaktadır. Sütunlu cepheler, portikolar, üçgen alınlıklar, kaya içerisine oyulmuş mezar odaları ve klineler bölgenin Antik Çağ mezar mimarisiyle bağlantısını göstermektedir.

Mezarların bazıları oldukça sade bir tasarıma sahipken, bazıları anıtsal cephe düzenlemeleriyle dikkat çekmektedir. Özellikle A ve E mezarlarında sütunlarla oluşturulmuş cepheler, üçgen alınlıklar ve mezar odaları bulunmaktadır. Mezar odalarının içerisinde ölünün yatırılması amacıyla kayaya oyulmuş taş sedirler, yani klineler yer alır. Bu düzenlemeler, mezarların yalnızca kayaya açılmış basit gömü alanları olmadığını; mimari olarak tasarlanmış anıtsal mezar yapıları olduğunu göstermektedir.

İskilip kaya mezarları içerisinde özellikle E Kaya Mezarı sanat tarihi bakımından öne çıkmaktadır. Mezarın cephesinde yuvarlak gövdeli iki sütun bulunmakta ve bu sütunların başlıklarında hayvan biçimli süslemeler yer almaktadır. Eski kaynaklarda bu figürlerin aslan olduğu ileri sürülmüşse de daha ayrıntılı incelemeler baş, alın ve boynuz kalıntılarından hareketle bunların boğa biçimli sütun başlıkları olduğunu göstermektedir.

E mezarının üçgen alınlığında ise karşılıklı biçimde işlenmiş iki Eros kabartması bulunmaktadır. Çorum İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün farklı tanıtım sayfalarında figürler konusunda birbirinden farklı tanımlar kullanılmış; bazı eski metinlerde bunlardan kanatlı aslan olarak söz edilmiştir. Ancak akademik inceleme figürleri açık biçimde Eros olarak tanımlamakta ve bu kompozisyonun Paphlagonia kaya mezarları içerisinde oldukça sıra dışı bir örnek olduğunu belirtmektedir.

Kabartmalar üzerinde yapılan ayrıntılı incelemeler daha önceki tanımları da değiştirmiştir. Eski resmî anlatımlarda figürlerden birinin elinde kılıç, diğerinin elinde kadeh bulunduğu belirtilirken, 2023 tarihli araştırma batıdaki Eros'un elinde nar, doğudaki figürün elinde ise başak demeti bulunduğunu değerlendirmektedir. Araştırmacılar bu sembolleri bereket, yeniden doğuş, hayatın devamlılığı ve ölümden sonraki yaşama ilişkin anlamlarla ilişkilendirmektedir.

E Kaya Mezarındaki Eros figürlerinin biçimi, tarihlendirme konusunda da önemli ipuçları sunmaktadır. Araştırmacılar figürlerin Roma dönemindeki yaygın bebek Eros tipinden farklı olarak daha büyük çocuk biçiminde tasvir edilmesinden hareketle yapının Roma döneminden daha erken olabileceğini değerlendirmiş ve mezarın tüm mimari unsurları birlikte incelendiğinde Helenistik dönem içerisinde yapılmış olabileceği sonucuna ulaşmıştır. Buna karşılık diğer bazı mezarlar, özellikle daha sade planlı örnekler Roma dönemine tarihlendirilmektedir.

Kaya mezarlarının tarihî durumunu anlamamızı sağlayan başka bir değerli kaynak da 19. yüzyılda çekilmiş fotoğraf ve hazırlanmış çizimlerdir. Akademik çalışmada Gustav Hirschfeld'in 1885 yılında İskilip kaya mezarlarını fotoğrafladığı belirtilmektedir. Bu eski fotoğraflarla günümüzdeki durum karşılaştırıldığında bazı sütun ve yüzeylerin uzun süredir hasarlı olduğu, bazı yüzeylerde ise zaman içerisinde duman, hava kirliliği ve insan kullanımına bağlı bozulmalar meydana geldiği anlaşılmaktadır. A mezarının bir dönem odunluk olarak kullanıldığı da bu eski fotoğraflardan tespit edilmiştir.

Bu kayıtlar kaya mezarlarının korunması açısından son derece önemlidir. Çünkü günümüzde görülen kırılmaların veya eksik mimari parçaların hangilerinin yakın dönemde, hangilerinin çok daha eski tarihlerde oluştuğunu anlamaya yardımcı olmaktadır. Örneğin 1885 tarihli fotoğraflarda bugün de görülen bazı çatlakların mevcut olması, kaya mezarlarının en azından 19. yüzyılın sonlarından beri çeşitli doğal ve fiziksel etkiler altında olduğunu göstermektedir.

Kale ile kaya mezarlarının aynı alanda bulunması İskilip tarihinin çok katmanlı yapısını açık biçimde göstermektedir. Kaya mezarları Helenistik ve Roma dönemlerinin izlerini taşırken, kalenin üzerindeki yerleşim alanı sonraki Bizans, Türk ve Osmanlı dönemlerinde de önemini korumuştur. Böylece birkaç yüz metrelik bir alan içerisinde İskilip’in Antik Çağ’dan Osmanlı dönemine uzanan farklı tarihî evrelerini birlikte görmek mümkündür.

2023 tarihli araştırmada kale üzerindeki yerleşim, güney yamacındaki kaya mezarları ve çevredeki diğer arkeolojik buluntuların birlikte değerlendirilmesi gerektiği özellikle vurgulanmaktadır. Kent parkında tespit edilen mil taşı, sütun ve yazıt gibi buluntuların da Helenistik ve Roma dönemi izleri taşıması, İskilip merkezindeki antik yerleşimin yalnızca mezarlardan ibaret olmadığını düşündürmektedir.

Kalenin konumu aynı zamanda günümüz ziyaretçileri için farklı bir değer taşımaktadır. İskilip Belediyesi, kalenin ilçeyi kuşbakışı görebilen bir noktada bulunduğunu ve karşısında Yivlik Kayasının yer aldığını belirtmektedir. İlçe merkezinin hemen üzerinde bulunması nedeniyle kale çevresi, ziyaretçilere tarihî yapıların yanında İskilip’in geleneksel mahallelerini, yamaçlara yayılan yerleşimini ve çevredeki dağlık coğrafyayı bir arada görme imkânı sunmaktadır.

Bu nedenle İskilip Kalesi ve kaya mezarları ayrı ayrı değil, aynı tarihî peyzajın parçaları olarak değerlendirilmelidir. Yukarıda savunma amacıyla kullanılan kale alanı, aşağıdaki anıtsal kaya mezarları, karşıdaki Yivlik Tepesi ve çevreye yayılan şehir dokusu birlikte İskilip’in binlerce yıllık yerleşim tarihinin okunabildiği bir kültürel alan oluşturmaktadır.

Bugün İskilip Kalesi ve Kaya Mezarları, ilçenin en önemli tarih ve kültür turizmi değerlerinden biridir. Kale, yaklaşık 100 metre yükseklikteki doğal kaya kütlesi üzerindeki etkileyici konumu ve şehir manzarasıyla dikkat çekerken; eteğindeki altı kaya mezarı sütunlu cepheleri, klineleri, boğa biçimli başlıkları ve Eros kabartmalarıyla İskilip’in Antik Çağ geçmişini günümüze taşımaktadır.

İskilip Kalesi ile kaya mezarlarının en önemli özelliği, ilçenin farklı dönemlerini aynı noktada buluşturmasıdır. Helenistik ve Roma dönemlerine tarihlenen mezarlar İskilip’in Türk hâkimiyetinden çok önce de önemli bir yerleşim alanı olduğunu gösterirken, kale ve çevresindeki sonraki dönem izleri bu stratejik kayalığın yüzyıllar boyunca kullanılmaya devam ettiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle kale ve kaya mezarları yalnızca ilçenin güzel bir manzara noktası değil, İskilip’in binlerce yıllık tarihinin şehir merkezinde doğrudan okunabildiği en önemli arkeolojik ve tarihî alanlardan biridir.