Kültürel 21 Ağu 2026 5 Görüntülenme

İskilip’te İlim, Vakıf ve Maneviyat Kültürü

İskilip’te İlim, Vakıf ve Maneviyat Kültürü

İlçede yetişen veya ailesi, eserleri ve faaliyetleri bakımından İskilip’le bağlantılı âlimler; camiler, medreseler, mektepler, tekkeler, türbeler ve vakıf yapılarıyla birlikte güçlü bir kültürel çevrenin oluşmasına katkı sağlamıştır. Bu nedenle İskilip’in tarihini yalnızca siyasî olaylar veya fiziksel yapılar üzerinden değil, bu kurumları yaşatan ilim ve hayır geleneği üzerinden de değerlendirmek gerekir. İskilip Kaymakamlığının tarihçesinde de ilçenin özellikle Osmanlı döneminde ilim ve irfan hayatıyla tanındığı, Evliya Çelebi’nin 17. yüzyılda şehirdeki âlimleri, öğrencileri ve eğitim kurumlarını övgüyle anlattığı aktarılmaktadır.

Osmanlı toplumunda vakıf, bir kişinin malını veya gelir getiren mülkünü belirli bir hayır hizmetinin sürekli biçimde yürütülmesi amacıyla tahsis etmesine dayanan önemli bir kurumdu. Bu sistem sayesinde camilerin görevlileri, medreselerin müderrisleri, mektepler, çeşmeler, köprüler, hanlar ve çeşitli sosyal hizmetler için sürekli gelir kaynakları oluşturulabiliyordu. Vakıfların şartlarını ve gelir kaynaklarını kayıt altına alan vakfiyeler ise yalnızca hukukî belgeler değil, şehirlerin sosyal ve ekonomik tarihini anlamayı sağlayan önemli kaynaklardır.

İskilip, bu vakıf geleneğinin Anadolu’daki dikkat çekici örneklerinden biridir. Araştırmacı Ali Kılcı’nın Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivindeki Çorum Fihrist Defteri üzerinde yaptığı incelemede, Osmanlı döneminin sonuna kadar İskilip’le bağlantılı 81 vakıf kaydı tespit edilmiştir. Bunların 41’inin doğrudan vakfiye olduğu, diğer kayıtların önemli bir bölümünün ise vakıflarda görev yapan kişilerin tayinleriyle ilgili bulunduğu belirtilmektedir. Araştırmacı ayrıca belgelerde görülmeyen veya farklı defterlerde bulunan başka vakıfların da olabileceğine dikkat çekmektedir.

Aynı çalışmada bu vakıfların İskilip şehir hayatına yaptığı katkının oldukça geniş olduğu görülmektedir. Vakıf kayıtları içerisinde yaklaşık elli cami ve mescit, on üç medrese ve mektep, altı tekke ve zaviye, iki han, bir bedesten, beş hamam, üç köprü ve çok sayıda çeşmeyle ilişkili bilgiler bulunmaktadır. Bu rakamlar, vakıf sisteminin yalnızca ibadet hayatını değil; eğitim, ticaret, ulaşım, su temini, konaklama ve sosyal yaşamı da desteklediğini göstermektedir.

İskilip’in vakıf tarihinde en önemli şahsiyetlerden biri Şeyh Muhyiddin Muhammed Yavsî’dir. TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre Şeyh Yavsî, İskilip’e bağlı İmâd, bugünkü adıyla Direklibel köyünde doğmuş ve Osmanlı ilim ve tasavvuf çevresinde önemli bir yere sahip olmuştur. II. Bayezid ile kurduğu yakın ilişki nedeniyle “Hünkâr Şeyhi” olarak tanınmış, II. Bayezid tarafından adına İstanbul ve İskilip’te vakıflar tahsis edilmiştir.

Şeyh Yavsî’nin İskilip’te kurduğu vakıf, ilçenin sosyal ve ekonomik tarihini anlamamız bakımından özellikle değerlidir. Ali Kılcı’nın çalışmasına göre 1500 tarihli vakfiyesinde bugün Belediye Hamamı olarak bilinen çifte hamamın yanı sıra dükkânlar, değirmenler, bağlar, bahçeler ve köylerden elde edilen gelirler vakfa bağlanmıştır. Daha sonra II. Bayezid’in Keçeç ve Koçaç tuzlalarından elde edilen gelirleri de ayrı bir vakfiye ile bu yapıya eklediği belirtilmektedir.

Bu sistemin mantığı oldukça önemlidir. Örneğin bir dükkân, değirmen veya tarımsal araziden elde edilen gelir, vakıf aracılığıyla bir caminin bakımına, eğitim kurumunun giderlerine veya başka bir hayır hizmetine tahsis edilebilirdi. Böylece dinî ve sosyal kurumların yalnızca kurulması değil, uzun yıllar boyunca ekonomik olarak ayakta kalması hedeflenirdi. İskilip’in tarihî şehir dokusunda cami, medrese, hamam, han, dükkân ve çeşmelerin birbirine yakın biçimde gelişmesi de bu vakıf temelli şehir düzeniyle yakından ilişkilidir.

Şeyh Yavsî’nin oğlu Şeyhülislâm Ebüssuûd Efendi, İskilip’in ilim ve vakıf kültürüyle bağlantılı en önemli Osmanlı şahsiyetlerinden biridir. Burada doğum yeri konusunda kaynaklarda farklı değerlendirmeler bulunduğunu belirtmek gerekir. TDV İslâm Ansiklopedisi yaygın görüşün Ebüssuûd Efendi’nin 1490 yılında İstanbul yakınlarındaki Meteris köyünde doğduğu yönünde olduğunu; babası Şeyh Yavsî’nin ise İskilip’e bağlı İmâd köyünden geldiğini belirtmektedir. Dolayısıyla Ebüssuûd Efendi’nin İskilip’le bağı tartışmasız olmakla birlikte onu kesin biçimde “İskilip doğumlu” şeklinde tanımlamak yerine İskilip kökenli ailesi ve ilçede bıraktığı eserler üzerinden anlatmak daha güvenlidir.

Ebüssuûd Efendi’nin İskilip’le ilişkisi yalnızca ailesinin kökeninden ibaret değildir. TDV kaynaklarına göre İskilip’te babasının türbesinin yanında cami, imaret ve mektep yaptırmış; bu yapıları yaşatacak vakıflar oluşturmuştur. 1569 tarihli vakfiyesi, İskilip’te gerçekleştirdiği hayır faaliyetlerinin en önemli belgelerinden biridir.

İskilip’te günümüze ulaşan Şeyh Yavsî Camii, bu vakıf geleneğinin en somut tarihî miraslarından biridir. Çorum İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü camiyi İskilip’in en eski camisi olarak tanımlamakta ve yapının 16. yüzyıl ortalarında Ebüssuûd Efendi tarafından babası Şeyh Yavsî adına yaptırıldığını belirtmektedir. Ebüssuûd Efendi’nin 1569 tarihli vakfiyesine göre cami; köprü, bedesten, mektep ve handan oluşan daha geniş bir külliyenin parçasıdır. Bu yapılardan günümüze esas olarak cami ve türbe ulaşmıştır.

Bu külliye düzeni, Osmanlı vakıf sisteminin şehir hayatındaki işlevini çok açık biçimde göstermektedir. Cami ibadet, mektep eğitim, han konaklama ve ticaret, bedesten ise ekonomik hayat için hizmet verirken, vakıf gelirleri bütün bu yapıların devamlılığını sağlamaktaydı. Böylece tek bir vakıf aracılığıyla dinî, eğitimsel, ekonomik ve sosyal hizmetler aynı şehir düzeni içerisinde birbirini destekleyebiliyordu.

İskilip’te bu anlayışın başka örnekleri de bulunmaktadır. Kazasker Cafer Efendi tarafından yaptırılan ve 1565 yılında vakfedilen Kazasker, diğer adıyla Yenicecami Camii de ilçenin vakıf tarihinin önemli yapılarındandır. İskilip Belediyesi kaynaklarında Cafer Efendi’nin caminin yanına bir medrese ve kütüphane ekleterek külliye oluşturduğu; Şeyhler, Çukurköy, Tepeyakası, Çobanlı ve Gündoğmuş köylerindeki tarla, bahçe ve değirmen gelirlerini bu yapıların giderleri için vakfettiği aktarılmaktadır. Medrese ve külliyenin diğer bölümleri günümüze ulaşmamış olsa da cami varlığını sürdürmektedir.

Bu örnekler İskilip’te ilim ile vakıf kültürünün birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini göstermektedir. Bir medresenin kurulması tek başına eğitim faaliyetinin devam etmesi için yeterli değildi. Müderrislerin ücretlerinden binanın bakımına, öğrencilerin ihtiyaçlarından kitapların korunmasına kadar pek çok giderin karşılanması gerekiyordu. Bu nedenle medrese ve mekteplerin arkasında çoğu zaman dükkân, tarla, bağ, değirmen veya başka gelir kaynaklarından oluşan bir vakıf sistemi bulunuyordu.

İskilip’in maneviyat kültürünün önemli parçalarından biri de türbeler ve ziyaretgâhlardır. Şeyh Yavsî’nin mezarı, bugün adını taşıyan caminin yanında yer almakta ve yerel kaynaklarda İskilip’te ziyaret edilen manevi mekânlardan biri olarak gösterilmektedir. İlçenin tarihçesinde Şeyh Yavsî’nin yanı sıra Şeyh Habib, Şeyh Muslihiddîn-i Attâr ve Hacı Karani olarak bilinen Muhammed Abdülbaki Efendi gibi isimlerin mezar ve türbelerinden de söz edilmektedir.

İskilip’le özdeşleşen tasavvufî isimlerden Şeyh Muslihiddîn-i Attâr da bu manevi çevrenin önemli temsilcilerindendir. İskilip Belediyesi, Muslihiddîn-i Attâr’ı Akşemseddin’le bağlantılı bir sûfî olarak tanıtmakta ve İskilip’te kendisine ait mescit, medrese, tekke ve hamamın bulunduğunu belirtmektedir. Bu yapıların birlikte anılması, tasavvufî hayatın yalnızca bireysel ibadet veya irşad faaliyetinden oluşmadığını; eğitim ve sosyal hizmetlerle de bağlantılı olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte yerel kaynaklarda verilen çok yüksek mürid sayıları gibi ayrıntılar tarihî açıdan ihtiyatla değerlendirilmelidir.

İskilip’in manevî coğrafyasında Akşemseddin bağlantısı da dikkat çekmektedir. Çorum İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, İskilip’in Evlik köyünde Akşemseddin’le ilişkilendirilen tarihî cami ve türbe alanına yer vermektedir. Bu tür yapılar, İskilip ve çevresindeki ilim ve tasavvuf geleneğinin yalnızca şehir merkeziyle sınırlı kalmadığını, çevre köylere de yayıldığını göstermektedir.

İskilip’in tarihî kaynaklarda “ziyaretgâh” ve “ilim yeri” olarak tanımlanması da bu kültürel ortamın dikkat çekici göstergelerindendir. Kaymakamlığın aktardığı Evliya Çelebi kayıtlarında İskilip’in âlimlerinin çok olduğu, Kur’an hâfızlarından ve sıbyan mekteplerinden söz edildiği, şehirde çok sayıda ziyaret yerinin bulunduğu belirtilmektedir. Bu anlatım, 17. yüzyılda eğitim kurumlarıyla manevi mekânların İskilip şehir kimliğinin birlikte algılanan unsurları olduğunu göstermektedir.

Bu tarihî birikim günümüzde de çeşitli koruma, müzecilik ve akademik araştırma çalışmalarıyla yaşatılmaya çalışılmaktadır. İskilip Belediyesi tarafından geleneksel bir İskilip evinin restore edilmesiyle oluşturulan İskilipli Âlimler Müzesi, 2017 yılında ziyarete açılmıştır. Müzede Şeyh Muhyiddin Yavsî, Ebüssuûd Efendi, Şeyhülislâm Sun‘ullah Efendi, Şeyh Muslihiddîn-i Attâr ve başka İskilip bağlantılı isimlerin hayatları tanıtılmakta; ayrıca yakın dönem âlimlerine ve İskilip tarihine ilişkin bilgiler sunulmaktadır.

Şeyh Yavsî Camii de koruma çalışmaları kapsamında restore edilen yapılardan biridir. İskilip Belediyesi, 16. yüzyıldan kalan yapının restorasyonunun 2015 yılında tamamlandığını belirtmektedir. Tarihî caminin ibadet işlevini sürdürürken aynı zamanda ziyaret edilen önemli bir kültür mirası olması, İskilip’te manevî mirasın müzeleşerek tamamen gündelik hayattan kopmadığını; yaşayan bir yapı olarak korunabildiğini göstermektedir.

İskilip’in ilim ve vakıf tarihinin günümüzde yeniden araştırılmasının en dikkat çekici örneklerinden biri 22 Mayıs 2025 tarihinde düzenlenen “Türk İslam Medeniyetinde Vakıf Geleneği: İskilip Örneği” panelidir. İskilip Belediyesi öncülüğünde gerçekleştirilen panel, tarihî İskilip Redif Kışlası’nda iki oturum hâlinde yapılmıştır. Hitit Üniversitesi, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi başta olmak üzere farklı akademik ve araştırma çevrelerinden uzmanlar etkinliğe katılmıştır.

Panelde ele alınan başlıklar, İskilip’in vakıf kültürünün ne kadar geniş bir araştırma alanına sahip olduğunu göstermektedir. Sunumlarda “İskilip’te Ticari Hayatın Mekânsal Gelişimini Araştırmak”, “İskilip Kenti İçin Kültür Rotası Önerisi”, “Şeyh Muhyiddin Yavsî ve Ailesinin İskilip’te Kurdukları Vakıflar”, “Şeyh Yavsi Camii Üzerine Değerlendirmeler” ve “Kazasker Cafer Efendi’nin Vakfiyesi ve Kadiasker (Yenicecami) Camii” gibi konular ele alınmıştır. Böylece vakıflar yalnızca din tarihi açısından değil, mimarlık, şehir planlama, ticaret tarihi ve kültür turizmi açısından da değerlendirilmiştir.

Panelin Redif Kışlası gibi tarihî bir yapıda gerçekleştirilmesi de ayrıca anlamlıdır. Çorum İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Redif Kışlasını Geç Osmanlı dönemine ait, dikdörtgen planlı ve taş malzemeyle inşa edilmiş önemli bir tarihî yapı olarak tanımlamaktadır. Restore edilen yapı günümüzde kültürel etkinliklerin gerçekleştirilebildiği bir merkez işlevi kazanmıştır. Böylece Osmanlı döneminin askerî yapılarından biri, günümüzde İskilip’in tarihini ve kültürünü araştıran akademik toplantılara ev sahipliği yapan bir kültür mekânına dönüşmüştür.

2025 panelindeki “İskilip Kenti İçin Kültür Rotası Önerisi” başlığının varlığı da dikkat çekicidir. Çünkü İskilip’in Şeyh Yavsî Camii ve Türbesi, Kazasker Camii, tarihî medrese ve vakıf izleri, geleneksel evleri, Redif Kışlası, tarihî arastaları ve İskilipli Âlimler Müzesi gibi değerleri birbirinden bağımsız yapılar değildir. Bunların aynı kültür rotası içerisinde değerlendirilmesi, ziyaretçilerin şehrin yalnızca fiziksel eserlerini değil, ilim, ticaret, vakıf ve maneviyat arasındaki tarihî bağlantıyı da anlamalarına imkân verebilir.

İskilip’in vakıf kültürünün en önemli özelliklerinden biri, hayır faaliyetlerinin yalnızca cami yaptırmakla sınırlı kalmamış olmasıdır. Tarihî belgelerde medrese, mektep, kütüphane, han, bedesten, hamam, köprü, çeşme, dükkân ve değirmenlerin vakıflarla ilişkilendirildiği görülmektedir. Bu yapılar bir araya geldiğinde vakıf kurumu, Osmanlı dönemindeki İskilip’in eğitiminden ticaretine, su ihtiyacından ulaşımına kadar çok geniş bir alanda şehir yaşamını destekleyen temel yapılardan biri hâline gelmiştir.

Bu açıdan İskilip’in ilim geleneği, vakıf kültürü ve maneviyat hayatı birbirini tamamlayan üç unsur olarak değerlendirilebilir. Âlim ve sûfîler bilgi ve manevî rehberlik sağlarken, medrese ve mektepler bu bilginin aktarılmasını mümkün kılmış; vakıflar ise bu kurumların ekonomik devamlılığını desteklemiştir. Cami, türbe, tekke ve ziyaretgâhlar da toplumsal ve manevî hayatın mekânsal merkezlerini oluşturmuştur.

Bugün bu tarihî çevrenin bir bölümü fiziksel olarak ortadan kalkmış olsa da vakfiyeler, arşiv belgeleri, ayakta kalan cami ve türbeler, müzeler ve akademik çalışmalar sayesinde İskilip’in geçmişteki ilim ve vakıf ağı yeniden ortaya çıkarılabilmektedir. Şeyh Yavsî Camii’nin 1569 tarihli vakfiye üzerinden incelenebilmesi veya Kazasker Cafer Efendi’nin vakfettiği arazi ve değirmenlerin tespit edilebilmesi, vakıf belgelerinin şehir tarihinin yeniden kurulmasında ne kadar değerli olduğunu göstermektedir.

Bütün bu veriler birlikte değerlendirildiğinde İskilip, yalnızca çok sayıda âlim yetiştirmiş bir Anadolu şehri değil; ilim kurumlarını vakıflarla destekleyen, cami ve medreseleri ticaret ve sosyal hizmet yapılarıyla bütünleştiren, aynı zamanda güçlü bir tasavvuf ve ziyaret kültürü geliştiren tarihî bir merkez olarak karşımıza çıkmaktadır. Şeyh Muhyiddin Yavsî ve ailesinin oluşturduğu vakıflardan Ebüssuûd Efendi’nin külliyesine, Kazasker Cafer Efendi’nin vakfından şehirdeki tekke, medrese ve çeşmelere kadar uzanan bu miras, İskilip’in sosyal hayatının yüzyıllar boyunca nasıl örgütlendiğini göstermektedir.

22 Mayıs 2025’te Redif Kışlası’nda gerçekleştirilen “Türk İslam Medeniyetinde Vakıf Geleneği: İskilip Örneği” paneli de bu mirasın yalnızca geçmişte kalmadığını, günümüzde bilimsel yöntemlerle yeniden incelendiğini göstermektedir. Vakıfların, tarihî yapıların ve kültür rotalarının akademisyenler tarafından birlikte ele alınması; İskilip’in ilim, maneviyat ve vakıf birikiminin korunması, anlaşılması ve gelecek kuşaklara aktarılması açısından önemli bir adım niteliğindedir.