Tarihi 21 Ağu 2026 6 Görüntülenme

19. Yüzyılda İskilip’te Şehir ve Ticaret Hayatı

19. Yüzyılda İskilip’te Şehir ve Ticaret Hayatı

Özellikle yüzyılın sonlarına gelindiğinde İskilip; çarşısı, yüzlerce dükkânı, hanları, hamamları, tabakhaneleri, değirmenleri, eğitim kurumları ve idarî teşkilatıyla çevresindeki köylerin ihtiyaçlarını karşılayan önemli bir kaza merkezi görünümündedir.

İskilip ekonomisinin temelinde öncelikle tarım ve hayvancılık bulunuyordu. 1844-1845 yıllarına ait Temettuat Defterlerini inceleyen Muhsin Ilık’ın akademik çalışması, İskilip kazasının ekonomik yapısında tarım ve hayvancılığın başlıca geçim kaynakları olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte aynı kayıtlar yalnızca çiftçilikle uğraşan bir toplumdan söz etmez; işçilik, ticaret ve çeşitli mesleklerden elde edilen gelirlerin de yerel ekonominin parçaları olduğunu ortaya koyar. Temettuat kayıtlarının ayrıntılı biçimde incelenmesi sayesinde köylerde yaşayan hanelerin sahip oldukları araziler, hayvanlar, meslekler ve gelir kaynakları hakkında bilgi edinilebilmektedir.

19.yüzyıl ortalarındaki kayıtlar, kırsal ekonominin de oldukça çeşitlenmiş olduğunu göstermektedir. İskilip köylerinde tüccarlık, şalcılık, değirmencilik, çerçicilik, kömürcülük ve odunculuk gibi tarım dışı meslekler görülmektedir. 1844-1845 Temettuat Defterlerini değerlendiren araştırmada, incelenen köylerde sanayi ve ticaret başlığı altında kaydedilen mesleklerin nüfus içerisindeki payının yaklaşık yüzde 6,5 olduğu; bunlar içerisinde özellikle şalcılığın öne çıktığı belirtilmektedir. Bu kayıtlar, İskilip kırsalında dahi üretim ile pazar ekonomisi arasında bağlantı bulunduğunu göstermektedir.

Değirmencilik de İskilip ekonomisinin önemli unsurlarından biriydi. Tarımsal üretimin temel gıda maddelerine dönüştürülmesi için gerekli olan su değirmenleri, yalnızca köylere hizmet veren yapılar değil aynı zamanda gelir sağlayan işletmelerdi. 1844-1845 kayıtlarında çeşitli köylerde değirmencilikle uğraşan hane reislerine rastlanırken, yüzyılın sonundaki kayıtlar İskilip kazasında 63 değirmenin bulunduğunu göstermektedir. Bu yüksek sayı, tahıl üretiminin bölgedeki önemini ve tarım ile yerel imalat arasındaki güçlü ilişkiyi ortaya koymaktadır.

İskilip’in ticaret hayatının merkezi ise şehir çarşısı ve çevresindeki dükkânlardı. Prof. Dr. Mehmet Çanlı’nın Kastamonu Vilâyet salnamelerini inceleyen çalışmasına göre 1869 yılında İskilip kazasında yaklaşık 300 dükkân bulunuyordu. 1874 yılı kayıtlarında dükkân sayısı 500’e ulaşırken aynı dönemde altı han ve seksen kadar değirmen de kaydedilmiştir. Bu veriler, İskilip’in 19. yüzyılın ikinci yarısında çevredeki köylerden gelen insanların ürünlerini sattıkları, ihtiyaçlarını karşıladıkları ve çeşitli zanaat hizmetlerinden yararlandıkları bölgesel bir pazar niteliği taşıdığını göstermektedir.

Ancak tarihî kayıtlardaki dükkân sayılarını değerlendirirken şehir merkezi ile bütün kazayı birbirinden ayırmak gerekir. Aynı akademik araştırmada 1872 yılında doğrudan İskilip merkezinde 63 dükkân bulunduğu belirtilirken, 1877 yılında köylerle birlikte verilen dükkân sayısının 998’e kadar çıktığı aktarılmaktadır. Dolayısıyla farklı tarihlerde verilen 63, 300, 500, 510 veya 998 gibi rakamların birbiriyle doğrudan karşılaştırılması doğru değildir; bazı kayıtlar yalnızca kasaba merkezini, bazıları ise İskilip’e bağlı geniş kaza alanını kapsamaktadır.

Yüzyılın sonlarına ait en ayrıntılı tablolardan biri H.1310 tarihli Kastamonu Vilâyet Salnamesinde görülmektedir. Akademik yayınlarda 1892 yılına tarihlendirilen bu salnameye göre İskilip kazası 18 mahalle ve 115 köyden oluşuyordu. Kaza genelinde 510 dükkân, 18 debbağhane yani tabakhane, iki han, beş hamam ve 63 değirmen bulunuyordu. Ayrıca bir salhane, çok sayıda çeşme, şadırvan ve çeşitli kamusal yapılar kaydedilmişti. Bu rakamlar İskilip’in yalnızca tarım ürünlerinin satıldığı küçük bir pazar kasabası olmadığını, belirgin bir üretim ve hizmet altyapısına sahip olduğunu göstermektedir.

Bu ekonomik yapı içerisinde özellikle dericilik ve tabaklık dikkat çekmektedir. Salname kayıtlarında 18 tabakhanenin bulunması, deri işlemenin İskilip’te örgütlü ve önemli bir zanaat kolu hâline geldiğini göstermektedir. Tabakhaneler ham hayvan derisinin çeşitli işlemlerden geçirilerek kullanılabilir deri hâline getirildiği üretim yerleriydi. Hayvancılığın yaygın olduğu bir bölgede deri hammaddesine ulaşılabilmesi, bu zanaatın gelişmesi için uygun koşullar yaratmış olmalıdır. İskilip’te dericilik ve daha sonraki dönemlerde gelişen ayakkabıcılık geleneği arasında da tarihî bir süreklilik bulunduğu düşünülebilir; ancak bu ilişkinin doğrudan aynı işletmeler üzerinden devam ettiğini söylemek için ayrıca belge gerekmektedir. 19. yüzyıl sonundaki 18 tabakhane kaydı ise dericiliğin şehir ekonomisindeki ağırlığını açık biçimde göstermektedir.

Şehrin ticari hareketliliğini gösteren başka yapılar hanlardı. Hanlar, çevre köylerden veya diğer şehirlerden gelen tüccarların ve yolcuların konakladıkları, hayvanlarını barındırdıkları ve bazı durumlarda mallarını depoladıkları yapılardı. Vilâyet salnamelerinde farklı tarihlerde İskilip’te dört, altı ve daha sonraki kayıtlarda iki hanın bulunduğu görülmektedir. Sayılardaki değişiklik kayıt yöntemlerinden, kaza-merkez ayrımından veya bazı yapıların kullanım dışı kalmasından kaynaklanmış olabilir. Bununla birlikte hanların sürekli olarak kayıtlarda yer alması, İskilip’in dışarıdan gelen tüccar ve yolcularla ilişki kuran bir pazar merkezi olduğunun göstergesidir.

İskilip’in bu konumunda coğrafi yerinin de etkisi bulunuyordu. 1844-1845 Temettuat kayıtları üzerine hazırlanan akademik çalışmada İskilip’in tarih boyunca Karadeniz’e ulaşan yollarla bağlantılı önemli bir geçiş alanında bulunduğuna dikkat çekilmektedir. İç Anadolu’dan kuzeye yönelen güzergâhlarla ilişkisi, İskilip’in çevresindeki kırsal alanlarda üretilen tarım ve hayvancılık ürünlerinin alışverişe konu olduğu bir merkez hâline gelmesini kolaylaştırmıştır.

19.yüzyıl İskilip’inde ticaret hayatı yalnızca büyük tüccarlardan oluşmuyordu. Çerçiciler, köyler arasında dolaşarak çeşitli ihtiyaç maddeleri satan küçük tüccarlar olarak kırsal nüfusla şehir pazarı arasında önemli bir bağlantı kuruyordu. Oduncular ve kömürcüler ise İskilip’in dağlık ve ormanlık çevresinden elde edilen ürünlerin ekonomik hayata katılmasını sağlıyordu. Şalcılık gibi dokuma ve tekstille bağlantılı işler de ailelerin tarım dışındaki gelir kaynakları arasında yer alıyordu. 1844-1845 Temettuat kayıtlarında bu mesleklerin açık biçimde görülmesi, yüzyılın ortalarında bile İskilip ekonomisinin yalnızca tarlaya bağımlı olmadığını göstermektedir.

Şehir ekonomisinin canlılığını gösteren bir diğer unsur pazar ve arasta kültürüdür. Osmanlı şehirlerinde aynı veya benzer meslekleri yapan esnafın belirli sokak ve çarşı kesimlerinde toplanması yaygın bir uygulamaydı. İskilip’te de Ulu Cami ve çarşı çevresi yüzyıllar içerisinde şehrin temel ticaret odağı hâline gelmiştir. Şehir üzerine yapılan güncel akademik çalışmalarda Osmanlı dönemindeki kent gelişiminin Ulu Cami ve çarşı çevresinde yoğunlaştığı, vakıf yapıları ve yeni mahallelerin eklenmesiyle bu merkezin zaman içerisinde büyüdüğü belirtilmektedir.

19.yüzyılın ikinci yarısı aynı zamanda İskilip’te modern belediye ve kamu hizmetlerinin geliştiği dönemdir. İskilip Kaymakamlığı ve İskilip Belediyesi kaynakları belediye teşkilatının 1872 yılında kurulduğunu belirtmektedir. Bu tarih, Osmanlı Devleti’nde Tanzimat sonrasında taşra şehirlerinde belediye örgütlenmesinin yaygınlaşmaya başladığı döneme denk gelmektedir. Belediye teşkilatının oluşması, çarşı ve pazar düzeninden temizlik ve şehir altyapısına kadar çeşitli yerel hizmetlerin daha kurumsal bir yapı içerisinde ele alınmaya başladığını göstermektedir.

Yüzyıl sonuna gelindiğinde İskilip’teki idarî teşkilat oldukça ayrıntılı bir yapıya kavuşmuştu. H.1310 tarihli salnamede kaza idare meclisi, bidayet mahkemesi, belediye dairesi, Ziraat Bankası şubesi, maarif meclisi, Ticaret ve Ziraat Odası, evkaf görevlileri, eytam müdürlüğü, reji ve orman görevlileri gibi çok sayıda kurum ve görevliye yer verilmektedir. Hükümet konağı ve telgrafhane de şehirde bulunan kamu yapıları arasındadır. Bu kurumların varlığı, İskilip’in çevresindeki köyler için yalnızca alışveriş yapılan bir merkez değil, aynı zamanda hukuk, vergi, eğitim, finans ve devlet hizmetlerine erişilen bir idarî merkez olduğunu göstermektedir.

Telgraf ve posta hizmetlerinin İskilip’te bulunması özellikle önemlidir. 19. yüzyıl Osmanlı modernleşmesinin en görünür yeniliklerinden biri olan telgraf ağı, taşradaki kaza merkezlerinin devletin idarî merkezleriyle çok daha hızlı haberleşmesini sağlamıştır. İskilip’te telgraf istasyonu ve posta şubesinin bulunması, ilçenin Osmanlı taşra haberleşme sistemine dâhil olduğunu göstermektedir. Bu durum yalnızca kamu yönetimini değil, ticaret hayatını da etkilemiş; tüccarların ve yerel yöneticilerin başka merkezlerle daha hızlı iletişim kurabilmelerine imkân vermiştir. İskilip’e ilişkin Cuinet kayıtlarında da posta şubesi ve telgraf istasyonu açık biçimde yer almaktadır.

İskilip’in 19. yüzyıl sonundaki durumunu anlatan önemli kaynaklardan biri Fransız coğrafyacı ve araştırmacı Vital Cuinet’in La Turquie d’Asie adlı eseridir. Burada tarih konusunda eski yerel yayınlarda tekrarlanan bir hatayı düzeltmek gerekir. Bazı İskilip kaynaklarında Cuinet’in şehre “1849 yılında” geldiği yazılsa da bu mümkün görünmemektedir; Cuinet 1833 doğumludur ve akademik araştırmalar onun Osmanlı topraklarındaki ekonomik ve idarî incelemelerini 1890’lı yıllarda Düyûn-ı Umûmiye adına gerçekleştirdiğini göstermektedir. Bu nedenle Cuinet’in İskilip’e ilişkin verileri de 19. yüzyılın sonları bağlamında değerlendirilmelidir.

Cuinet’in yayımlanan verilerine göre İskilip’te 510 dükkân, iki han, dört hamam, 18 tabakhane, 63 un değirmeni, altı fırın ve on kahvehane bulunuyordu. Bunun yanında yaklaşık 1.770 konut, camiler, tekkeler, medreseler, kütüphaneler ve bir pazar yeri kaydedilmişti. Mahkeme, vergi dairesi, telgraf istasyonu, posta şubesi ve sayım bürosunun da bulunması, şehir yaşamının yalnızca ekonomik değil idarî ve sosyal açıdan da gelişmiş olduğunu ortaya koymaktadır.

Cuinet’in nüfus rakamları değerlendirilirken de şehir merkezi ile kaza toplamını ayırmak gerekir. Kaynaklarda verilen yaklaşık 43 bin kişilik sayı bütün İskilip kazasını ifade ederken, şehir merkezinde yaklaşık 10.563 Müslüman ile 48 Ortodoks nüfus kaydedilmektedir. Kastamonu Vilâyet Salnamesini inceleyen akademik çalışmada da 1892 yılında İskilip kazasının toplam nüfusu 42.779 kişi olarak gösterilmektedir. Dolayısıyla “19. yüzyıl sonunda İskilip şehrinde 43 bin kişi yaşıyordu” şeklindeki bir ifade doğru değildir; bu rakam geniş idarî kaza alanını kapsamaktadır.

Şehrin gelişmişliği yalnızca ticari yapıların sayısıyla da sınırlı değildi. H.1310 tarihli salname kayıtlarında İskilip kazasında 83 cami ve mescit, beş kütüphane, altı tekke, altı medrese, bir rüştiye, üç ibtidai mektep ve 71 sıbyan mektebi yer almaktadır. Bu kurumların bir bölümü şehir merkezinde, bir bölümü kazaya bağlı yerleşimlerde bulunuyordu. Ticaret ve eğitim kurumlarının aynı dönemde yoğun biçimde varlık göstermesi, İskilip’in ekonomik faaliyetlerle kültürel hayatın birbirini desteklediği bir merkez olduğunu ortaya koymaktadır.

İskilip’in şehir görünümünde bağ ve bahçelerin de önemli bir yeri bulunuyordu. Tarihî kaynaklar yerleşimin dağlarla çevrili olduğunu, kasabanın çevresinde çok sayıda bağ ve bahçe bulunduğunu ve güney yönünde Kızılırmak’a doğru daha geniş tarım alanlarının uzandığını aktarmaktadır. Bu nedenle 19. yüzyıl İskilip’i bugünkü anlamda yoğun ve kesintisiz yapılaşmış bir şehirden ziyade; merkezinde çarşı ve kamu yapılarının bulunduğu, çevresinde mahallelerin, bahçelerin ve tarımsal alanların yayıldığı geleneksel bir Anadolu şehri görünümündeydi.

Şehirde bulunan hamamlar, çeşmeler ve diğer su yapıları da kent yaşamının gelişmişliğini gösteren unsurlardı. Yüzyıl sonundaki salname kayıtlarında beş hamam, 65 çeşme, üç şadırvan ve iki sebil bulunduğu belirtilmektedir. Bu yapılar yalnızca gündelik ihtiyaçları karşılamıyor; cami, medrese, çarşı ve mahalle hayatının sosyal merkezlerini de oluşturuyordu. Bunların büyük bölümünün vakıf sistemiyle ilişkili olması, Osmanlı şehirlerinde kamu hizmetlerinin vakıflarla nasıl desteklendiğinin İskilip’teki örneklerinden biridir.

19.yüzyıl boyunca İskilip’in idarî konumunda da çeşitli değişiklikler yaşandı. Yüzyılın büyük bölümünde Kastamonu Vilâyeti ile bağlantılı olan İskilip, Osmanlı taşra teşkilatında yapılan düzenlemeler sonucunda farklı dönemlerde başka idarî merkezlere bağlandı ve yüzyılın sonlarına doğru Çorum’un idarî yapısıyla ilişkilendirildi. Kastamonu Vilâyet salnamelerinin 1869’dan itibaren İskilip hakkında düzenli bilgiler vermesi, şehir ve kaza yapısının bu dönemde ayrıntılı biçimde takip edilmesini mümkün kılmaktadır.

Bütün bu kayıtlar bir arada değerlendirildiğinde 19. yüzyıl İskilip’inin tarımla geçinen fakat ekonomisi yalnızca tarıma dayanmayan hareketli bir Anadolu kaza merkezi olduğu görülmektedir. Çevre köylerde üretilen tahıl, hayvansal ürünler ve diğer hammaddeler şehir pazarına taşınırken; değirmenciler, şalcılar, tabaklar, çerçiler, oduncular, kömürcüler ve çeşitli esnaf grupları bu ürünlerin işlenmesi ve ticarete konu olmasını sağlıyordu. Dükkânlar, hanlar, hamamlar ve pazar şehir ekonomisinin fiziksel altyapısını oluştururken, belediye, mahkeme, banka, telgraf, posta ve diğer kamu kurumları İskilip’in idarî merkez olma özelliğini güçlendiriyordu.

Özellikle 510 dükkân, 18 tabakhane, 63 değirmen, hanlar, hamamlar, eğitim kurumları ve gelişmiş idarî teşkilata ilişkin yüzyıl sonu kayıtları, İskilip’in ekonomik ve sosyal hareketliliğini açık biçimde göstermektedir. Ancak bu rakamların çoğunun yalnızca bugünkü şehir merkezini değil, İskilip’e bağlı mahalle ve köylerden oluşan kaza genelini kapsadığı unutulmamalıdır. Bu ayrım yapıldığında ortaya çıkan tablo, tarihî açıdan çok daha gerçekçidir: İskilip, 19. yüzyılda çevresindeki geniş kırsal bölgenin üretimini, ticaretini, eğitimini ve kamu hizmetlerini kendisinde toplayan güçlü bir yerel merkez konumundaydı.

Bugün İskilip’in geleneksel çarşı dokusu, arasta kültürü, eski mahalleleri ve zanaat hafızasında görülen unsurların önemli bir bölümü bu uzun ekonomik geçmişin devamı niteliğindedir. 19. yüzyılın İskilip’i; tarım ile zanaatın, köy ile şehrin, geleneksel Osmanlı çarşısı ile Tanzimat sonrası modern kamu kurumlarının aynı şehir yapısı içerisinde buluştuğu canlı bir Anadolu kaza merkezi olarak değerlendirilebilir.