İskilip’in Türk Hâkimiyetine Geçişi
Zaferin ardından Selçuklu emirleri ve Türkmen toplulukları Anadolu’nun iç, kuzey ve batı kesimlerine doğru ilerlemeye başlamış; kısa süre içerisinde Sivas, Tokat, Amasya, Çorum ve çevresinde yeni Türk siyasi oluşumları ortaya çıkmıştır. İskilip de İç Anadolu ile Karadeniz arasındaki geçiş sahasında bulunması nedeniyle bu fetih hareketlerinin etkilediği önemli yerleşimlerden biri olmuştur.
Malazgirt sonrasında Orta ve Kuzey Anadolu’daki fetihlerde en önemli siyasi güçlerden biri Dânişmendliler olmuştur. TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre Dânişmend Gazi, Malazgirt Savaşı’na katılmış ve zaferin ardından Sivas merkezli olarak Anadolu’daki fetih faaliyetlerini sürdürmüştür. Sivas’ın ardından Amasya, Tokat, Niksar, Kayseri, Develi ve Çorum gibi merkezler Dânişmendli hâkimiyet alanına dâhil edilmiştir. Böylece Kızılırmak ve Yeşilırmak havzalarını kapsayan geniş bir bölgede Türk hâkimiyetinin temelleri atılmıştır. İskilip’in de Çorum, Çankırı, Kastamonu ve Amasya arasında bulunan konumu nedeniyle bu genişleme sahasının içerisinde kaldığı anlaşılmaktadır.
İskilip’in kesin fetih tarihi ve fetheden kumandan konusunda kaynaklarda bazı farklılıklar bulunmaktadır. İskilip Kaymakamlığının resmî tarihçesinde ilçenin 1075 yılında “Gümüştekin Ahmet Gazi” tarafından fethedildiği belirtilmektedir. Buna karşılık Dânişmendli tarihi üzerine yapılan akademik ve ansiklopedik çalışmalarda Dânişmend Gazi ile Gümüştegin Gazi’nin aynı kişi olmadığı görülmektedir. Dânişmend Gazi, hanedanın kurucusu ve 1071 sonrasındaki ilk fetihlerin başındaki hükümdar olarak gösterilirken; Gümüştegin Gazi daha sonraki dönemin Dânişmendli hükümdarlarından biridir. Bu nedenle İskilip’in 1075 yılındaki fethini doğrudan Gümüştegin Gazi’ye bağlamak tarihî açıdan ihtiyatla ele alınmalıdır.
İskilip’in fethine ilişkin daha ayrıntılı bir başka anlatım ise Emir Karatekin’i öne çıkarmaktadır. Kuzey Anadolu’daki Türk fetihlerini inceleyen çalışmalarda, Emir Karatekin’in Dânişmend Ahmed Gazi tarafından İskilip, Çankırı ve Kastamonu yöresinin fethiyle görevlendirildiği aktarılmaktadır. Bu anlatıma göre Karatekin, İskilip çevresinde Bizans kuvvetleriyle mücadele ederken Dânişmend Gazi’den yardım istemiş ve gönderilen kuvvetlerin desteğiyle İskilip’i Ekim 1075’te ele geçirmiştir. Ardından ilerleyerek Çankırı’yı da fethetmiştir. Bununla birlikte bu bilgilerin bir bölümünün Dânişmendnâme gibi destanî tarih kaynaklarına dayanması nedeniyle olayların ayrıntıları ve kesin tarihleri değerlendirilirken kaynakların niteliği de göz önünde bulundurulmalıdır.
Bu nedenle İskilip’in Türk hâkimiyetine geçişini anlatırken en güvenli ifade, bölgenin 1070’li yıllarda Dânişmend Gazi ve ona bağlı Türk emirlerinin gerçekleştirdiği fetihler sonucunda Türk hâkimiyetine girdiğidir. 1075 tarihi yerel ve bazı akademik kaynaklarda güçlü biçimde öne çıkmakta, Emir Karatekin de İskilip’in fethiyle ilişkilendirilen önemli kumandanlardan biri olarak gösterilmektedir. Böylece İskilip’te uzun süren Bizans siyasi hâkimiyetinin ardından Türk-İslam döneminin temelleri atılmıştır.
Türk hâkimiyetinin başlaması yalnızca bir yönetim değişikliğinden ibaret değildir. Fetihlerin ardından Anadolu’ya gelen Türkmen toplulukları bölgeye yerleşmeye başlamış, mevcut kırsal yerleşimlerle birlikte yeni bir sosyal ve kültürel yapı oluşmuştur. İskilip Kaymakamlığı kaynaklarında da Türk boylarının zaman içerisinde Çorum ve İskilip çevresine yerleştikleri özellikle belirtilmektedir. Bölgedeki bazı yer adlarının Oğuz boylarının isimlerini taşıması bu tarihî yerleşim hareketlerinin izlerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Kayı, Bayat, Dodurga, Beydili ve Oğuzlar gibi bugün de Çorum ve çevresinde karşılaşılan isimler, bölgenin Türk yerleşim tarihi açısından dikkat çekici örnekleridir.
Türk nüfusunun İskilip ve çevresinde kısa sürede belirgin bir varlık göstermeye başladığını düşündüren önemli bilgilerden biri de 1101 Haçlı Seferi sırasında bölgenin durumuna ilişkin kayıtlardır. Konuyla ilgili akademik bir çalışmada Karahisar-ı Demirli adı verilen geniş bölgenin Bayat, İskilip, Sungurlu, Uğurludağ ve çevresini kapsadığı; Haçlı kuvvetlerinin yaptığı güzergâh değerlendirmelerinde Çorum ve çevresinde Müslüman-Türk nüfusunun yoğunluğuna dikkat edildiği aktarılmaktadır. Bu bilgi, Malazgirt’ten yalnızca yaklaşık otuz yıl sonra İskilip ve çevresinde Türk yerleşiminin önemli ölçüde geliştiğine işaret etmektedir.
Dânişmendliler döneminde İskilip’in bulunduğu coğrafya, yalnızca askerî yönden değil Anadolu’nun kuzeyindeki geçiş yollarının kontrolü açısından da önemli bir bölge durumundaydı. Dânişmendlilerin Sivas, Tokat, Niksar, Amasya ve Çorum ekseninde hâkimiyet kurması, İç Anadolu’dan Orta Karadeniz’e uzanan geniş bir sahada Türk siyasi varlığının güçlenmesini sağladı. İskilip’in Çorum ile Kastamonu-Çankırı hattı arasındaki konumu da onu bu geniş siyasi coğrafyanın bir parçası hâline getirdi. Dânişmendliler, Anadolu’da kurulan ilk Türkmen siyasi teşekküllerinden biri olarak yaklaşık bir asır boyunca bölgenin Türkleşmesi ve İslamlaşmasında önemli rol oynadı.
Dânişmendlilerin gücünün zaman içerisinde azalmasıyla birlikte hâkim oldukları bölgeler Anadolu Selçuklu Devleti’nin kontrolüne girmeye başladı. II. Kılıç Arslan döneminde Dânişmendli siyasi varlığına tamamen son verilmesiyle 12. yüzyılın sonlarına doğru Orta Anadolu’daki siyasi birlik önemli ölçüde Selçuklular tarafından sağlandı. Böylece İskilip ve çevresi de Dânişmendli döneminde başlayan Türk hâkimiyetini Selçuklu siyasi düzeni içerisinde sürdürdü.
Ancak Selçuklu döneminden sonra Anadolu’nun siyasi yapısı yeniden değişmeye başladı. 13. yüzyıldaki Moğol baskısı ve Anadolu Selçuklu Devleti’nin zayıflaması, Çorum ve İskilip çevresinde farklı Türkmen ve yerel siyasi güçlerin etkili olduğu yeni bir dönemin başlamasına yol açtı. İskilip Belediyesi ve Kaymakamlığı kaynaklarında bölgede çeşitli Türkmen topluluklarının yanı sıra Tatar ve Moğol unsurlarının da bulunduğuna ilişkin bilgiler aktarılmaktadır. Dolayısıyla İskilip’in Türkleşme süreci tek bir fetih olayıyla tamamlanan kısa bir süreç değil; 11. yüzyıldan itibaren birkaç yüzyıl boyunca devam eden askerî, siyasi, demografik ve kültürel değişimlerin sonucudur.
Türk hâkimiyetiyle birlikte bölgenin dili, yer adları, sosyal yapısı, inanç hayatı ve kültürel kimliği de zaman içerisinde değişmiştir. Türkmen boylarının yerleşmesi, yeni köy ve yerleşimlerin oluşması ve İslam kültürünün bölgede yaygınlaşması, sonraki yüzyıllarda İskilip’in karakterini belirleyen temel unsurlar arasında yer almıştır. Bununla birlikte bölgede daha önce yaşamış toplulukların bıraktığı tarihî ve kültürel miras tamamen ortadan kalkmamış; Antik Çağ ve Roma-Bizans dönemlerinden gelen birikim yeni Türk-İslam kültürüyle aynı coğrafyada yaşamaya devam etmiştir. İskilip’in bugün kaya mezarları, kale kalıntıları, geleneksel mahalleleri, camileri ve Türk-İslam dönemi yapılarıyla çok katmanlı bir tarihî görünüm sergilemesi de bu uzun değişim sürecinin sonucudur.
İskilip’in 11. yüzyılda Türk hâkimiyetine geçmesi, ilçenin tarihindeki en önemli kırılma noktalarından biridir. Malazgirt Zaferi’yle başlayan süreç, Dânişmend Gazi ve ona bağlı emirlerin Orta ve Kuzey Anadolu’daki fetihleriyle devam etmiş; İskilip 1070’li yıllarda Türk siyasi hâkimiyetine dâhil olmuştur. Takip eden yıllarda Türkmenlerin bölgeye yerleşmesiyle Türkçe ve Türk-İslam kültürü giderek güçlenmiş, Dânişmendlilerden Selçuklulara ve daha sonraki Anadolu beyliklerine uzanan kesintisiz bir tarihî süreç oluşmuştur. Bu dönem, birkaç yüzyıl sonra Osmanlı hâkimiyetinde önemli bir ilim, eğitim, din ve ticaret merkezi hâline gelecek olan İskilip’in Türk-İslam kimliğinin temellerinin atıldığı dönem olarak değerlendirilebilir.