İskilip Kaya Mezarları
Kaya mezarlarının bulunduğu alan günümüzde Hamam Sokak çevresinde kalmakta; kale ise şehir seviyesinden yaklaşık 100 metre yüksekte bulunan büyük bir kaya kütlesi üzerinde yükselmektedir. Mezarların bazıları yaklaşık 15 metreye ulaşan kaya yüzeylerine işlenmiştir.
Çorum İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, İskilip Kalesi’nin eteklerindeki kaya mezarlarını genel olarak Roma dönemine tarihlendirmektedir. İskilip Kaymakamlığının tanıtım bilgilerinde ise bazı araştırmacıların mezarları Paflagonya kültür çevresiyle ilişkilendirdiği, bazı araştırmacıların da Roma dönemine ait olduğunu düşündüğü aktarılmaktadır. Bununla birlikte Oktay Gündogdu ve Esra Gündogdu tarafından 2023 yılında yayımlanan kapsamlı akademik araştırmada mezarlar tek tek mimari özellikleri, planları, kabartmaları ve benzer örnekleriyle karşılaştırılmış ve İskilip kaya mezarlarının genel olarak Geç Helenistik-Roma dönemleri arasına tarihlendirilmesinin daha uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Kaya mezarlarının sayısı konusunda da eski kaynaklarla güncel araştırmalar arasında farklılık bulunmaktadır. Daha eski resmî tanıtım metinlerinde aynı bölgede bulunan dört kaya mezarından söz edilirken, 2023 tarihli akademik araştırmada kale eteğinde altı ayrı kaya mezarı tespit edilmiş ve bunlar A, B, C, D, E ve F harfleriyle adlandırılmıştır. Araştırmaya göre bölgede başlangıçta beş mezarın varlığı bilinirken, 1995 yılında İskilip Belediyesi tarafından gerçekleştirilen yol çalışması sırasında yol kotunun altında kalan bir mezar daha ortaya çıkarılmıştır. Bu mezar bilimsel çalışmada D Kaya Mezarı olarak adlandırılmıştır. Araştırmacılar ayrıca mevcut yüzey verilerinin, henüz toprak altında kalmış başka mezarların da bulunabileceği ihtimalini düşündürdüğünü belirtmektedir.
Mezarların mimarisinde Antik Çağ Anadolu’sundaki kaya mezarı geleneğinin önemli özellikleri görülmektedir. Kaya yüzeyine oyulan cephelerin bazıları dönemin konut mimarisini taklit edecek biçimde düzenlenmiş; sütunlar, üçgen alınlıklar, portikolar, mezar odaları ve ölülerin yatırıldığı taş sekiler, yani klineler oluşturulmuştur. Bu durum kaya mezarlarının yalnızca ölünün gömüldüğü basit alanlar olmadığını, ölen kişinin yaşamındaki konut anlayışının ölümden sonraki yaşam düşüncesine de yansıtıldığını göstermektedir. Hellenistik ve Roma dönemlerinde Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde görülen bu mimari anlayış İskilip mezarlarında da açık biçimde izlenebilmektedir.
Kaya mezarları içerisinde A Kaya Mezarı, anıtsal cephe düzenlemesiyle öne çıkmaktadır. Mezarın ön cephesinde yuvarlak gövdeli ve Dor düzenini hatırlatan başlıklara sahip iki sütun bulunmaktadır. Bu sütunların taşıdığı bölümün üzerinde üçgen bir alınlık yer almaktadır. Mezarın önünde portiko niteliğinde bir bölüm, arkasında ise dikdörtgen planlı mezar odası bulunmaktadır. Odanın içerisinde ölünün yatırılması amacıyla kayaya oyulmuş sekiler ve bir kline bulunmaktadır. 2023 tarihli araştırmada üçgen alınlığın tahrip olmuş yüzeyinde, E mezarındaki Eros figürlerine benzeyen bir figürün izlerinin bulunduğu da tespit edilmiştir.
A Kaya Mezarı’nın hemen altında yer alan B Kaya Mezarı, daha sade görünmesine rağmen iç mekân düzenlemesi bakımından oldukça dikkat çekicidir. Eski çizim ve belgeler, mezarın ön bölümünün bir zamanlar ortadaki bir sütunla ikiye ayrıldığını, ancak bu sütunun günümüze ulaşmadığını göstermektedir. Mezar odasında kayaya oyulmuş ölü sedirlerinin yanı sıra duvarlarda ve tavanda ahşap bir evin mimarisini hatırlatan yatay ve dikey düzenlemeler görülmektedir. Araştırmacılar bu özelliklerde hem Paphlagonia kaya mezarı geleneğinin hem de Frig mimarisinin etkilerinin hissedilebildiğini değerlendirmektedir.
C Kaya Mezarı ise diğer mezarlardan farklı olarak tamamlanmadan bırakılmış görünmektedir. Tek sütunlu bir ön mekâna sahip olan yapının mezar odasının yapımının yarıda kaldığı anlaşılmaktadır. Eski araştırmacıların 19. yüzyılda hazırladığı fotoğraf ve gravürler, mezarın bugün kaybolmuş veya zarar görmüş bazı mimari bölümlerinin geçmişteki durumunu ortaya koymaktadır. Bu belgeler sayesinde kaya mezarlarının son yüz yılı aşkın süreçte yaşadığı fiziksel tahribat da izlenebilmektedir.
1995 yılındaki çalışmalar sırasında ortaya çıkarılan D Kaya Mezarı, diğer örneklerden mimari açıdan belirgin biçimde ayrılmaktadır. Yol seviyesinin altında kalan mezar, beşik tonozlu ve dikdörtgen planlı tek bir odadan oluşmaktadır. İçerisinde kuzey-güney doğrultusunda uzanan iki ölü sediri bulunmaktadır. Araştırmacılar bu mezarın diğer kaya mezarlarından daha geç yapılmış olabileceğini ve çevresindeki örneklerle birlikte değerlendirildiğinde Roma dönemi içerisinde tarihlendirilmesinin mümkün olduğunu belirtmektedir.
İskilip kaya mezarları içerisinde sanat tarihi açısından en dikkat çekici örneklerden biri E Kaya Mezarıdır. Mezarın cephesinde iki sütun ve bunların üzerinde üçgen bir alınlık bulunmaktadır. Sütun başlıklarındaki hayvan figürleri geçmişte bazı araştırmacılar tarafından aslan olarak yorumlanmış olsa da daha ayrıntılı incelemelerde baş, çene ve boynuz izlerinden hareketle bunların boğa figürleri olduğu değerlendirilmiştir. Boğa, Antik Çağ kültürlerinde güç, koruyuculuk, üretkenlik ve bereket gibi kavramlarla ilişkilendirilen önemli bir semboldür. Bu nedenle mezardaki boğa figürlerinin de ölen kişiyi koruyucu bir anlam taşıması mümkün görülmektedir.
E Kaya Mezarı’nın üçgen alınlığında ise karşılıklı olarak birbirine doğru hareket eden iki kanatlı Eros figürü bulunmaktadır. Akademik incelemeye göre bu kompozisyon Paphlagonia bölgesindeki kaya mezarları içerisinde oldukça sıra dışı, hatta benzersiz örneklerden biridir. Figürlerin çocuk biçiminde, kanatlı ve hareket hâlinde tasvir edildiği görülmektedir. Ellerinde tuttukları nesneler geçmişte farklı biçimlerde yorumlanmış; bunların bereket, yaşamın devamlılığı ve ölümden sonraki yaşama ilişkin semboller olabileceği üzerinde durulmuştur. Figürlerin biçim ve üslup özelliklerini değerlendiren araştırmacılar E mezarını Helenistik dönem içerisinde ele almaktadır.
Bu noktada halk arasında ve bazı eski tanıtım metinlerinde geçen “kanatlı aslanlar, kılıç ve kadeh” anlatımının güncel akademik çalışmayla tam olarak örtüşmediğini belirtmek gerekir. Çorum İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün bazı tanıtım metinlerinde alınlıktaki figürler kanatlı aslan olarak tanımlanırken, başka bir resmî sayfada aynı figürlerden Eros olarak söz edilmektedir. 2023 tarihli ayrıntılı sanat tarihi araştırması ise figürleri açık şekilde Eros, sütun başlıklarını da boğa olarak değerlendirmektedir. Bu nedenle güncel bir tarih ve kültür anlatımında akademik tanımlamanın kullanılması daha doğru olacaktır.
F Kaya Mezarı, kalenin güneybatı tarafında ve diğer mezarlardan biraz daha ayrı bir noktada bulunmaktadır. Yaklaşık 8 metreye 5 metre ölçülerindeki alanı ve yaklaşık 4 metreye ulaşan iç yüksekliğiyle araştırmada incelenen mezarlar içerisinde en büyük örnek olarak belirtilmektedir. Diğer mezarlarda görülen sütunlu portiko ve belirgin kline düzenlemelerinin burada bulunmaması, yapının farklı bir plan anlayışıyla oluşturulduğunu göstermektedir. Benzer mezar tiplerinin Karabük’teki Hadrianoupolis Antik Kenti’nin nekropol alanında da görülmesi, İskilip’in daha geniş Paphlagonia kültür çevresiyle olan ilişkisini göstermesi bakımından önem taşımaktadır.
İskilip Kaya Mezarlarının bilimsel açıdan önemini artıran başka bir unsur da 19. yüzyıldan kalan fotoğraf, gravür ve araştırma kayıtlarıdır. Gustav Hirschfeld’in 1885 yılında çektiği fotoğraflar ile 19. yüzyılın sonlarında hazırlanan çizim ve gravürler, mezarların geçmişteki durumunun günümüzle karşılaştırılmasına imkân vermektedir. Bu belgeler sayesinde kaybolan sütunlar, kırılan mimari parçalar, yüzeylerde meydana gelen bozulmalar ve mezarların geçmişte farklı amaçlarla kullanılması gibi değişiklikler belirlenebilmektedir. Örneğin A mezarının bir dönem yöre halkı tarafından depo veya odunluk olarak kullanıldığı eski fotoğraflardan anlaşılmaktadır.
Kaya mezarlarının varlığı, İskilip’in Türk hâkimiyetinden çok daha önce de önemli bir yerleşim alanı olduğunu gösteren en güçlü arkeolojik kanıtlardan biridir. 2023 tarihli çalışmada İskilip’in antik dönemde Paphlagonia coğrafyası içerisinde değerlendirilmesi gerektiği belirtilmekte; kale, Yivlik Tepesi ve çevresinin kentin en eski yerleşim alanlarından biri olabileceği düşünülmektedir. Kent merkezinde bulunan kaya mezarları ile mil taşı, sütun ve yazıt gibi diğer buluntular birlikte değerlendirildiğinde, İskilip’in Helenistik ve Roma dönemlerinde önemli bir yerleşim alanı olduğu anlaşılmaktadır. Araştırmacılar ayrıca kentin Roma dönemindeki ticaret ve ulaşım güzergâhları açısından da önem taşıdığı görüşündedir.
Bugün İskilip Kaya Mezarları, yalnızca ilçenin turistik değerlerinden biri değil, aynı zamanda İskilip’in binlerce yıllık geçmişini belgeleyen önemli bir kültür varlığıdır. Sütunları, üçgen alınlıkları, kaya içine oyulmuş mezar odaları, ölü sedirleri, boğa başlıkları ve Eros kabartmaları; bölgede gelişmiş bir mimari ve sembolik anlatım geleneğinin bulunduğunu göstermektedir. Ancak tarih boyunca doğal aşınma, depremler, insan müdahaleleri ve yanlış kullanımlar nedeniyle mezarların bazı bölümleri zarar görmüştür. Akademik araştırmalar da bu nedenle kaya mezarlarının korunmasına yönelik önlemlerin artırılması ve bu önemli tarihî mirasın gelecek kuşaklara aktarılmasının gerekliliğini özellikle vurgulamaktadır.