Antik Çağdan Günümüze İskilip’in Tarihi
İskilip ve çevresinde görülen arkeolojik izler, kaya mezarları, kale yerleşimi ve tarihî yapı kalıntıları, bölgenin geçmişinin yalnızca Türk ve Osmanlı dönemleriyle sınırlı olmadığını; Antik Çağ’a kadar uzanan çok katmanlı bir tarihî yapıya sahip olduğunu göstermektedir.
İskilip’in en eski dönemleri hakkında yazılı kaynaklar sınırlıdır. İlçenin resmî tarihçesinde bölgede Hititler, Galatlar, Paflagonyalılar, Romalılar ve Bizanslıların yaşadığına ilişkin izlerden söz edilmektedir. Bununla birlikte özellikle İskilip’in Antik Çağ’daki adı ve siyasi konumu konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Modern akademik araştırmalar, geçmişte İskilip ile ilişkilendirilen Andrapa, Klaudiopolis, Neoklaudiopolis, Tavium ve benzeri antik kent adlarının başka yerleşimlere ait olduğunun anlaşıldığını belirtmektedir. Bu nedenle İskilip’in Antik Çağ’daki kesin adını söylemek bugün için güçtür. Buna karşılık İskilip’in tarihî Paphlagonia coğrafyası içerisinde değerlendirilmesi ve bölgede önemli bir eski yerleşimin bulunduğu görüşü arkeolojik bulgularla desteklenmektedir.
İskilip’in erken tarihini anlamamızı sağlayan en önemli arkeolojik alanların başında İskilip Kalesi ve kaya mezarları gelmektedir. Yapılan araştırmalarda İskilip Kalesi, Yivlik Tepesi ve çevresinin ilçedeki ilk yerleşim alanlarının merkezlerinden biri olabileceği değerlendirilmiştir. Şehir seviyesinden yaklaşık 100 metre yükseklikte bulunan kayalık alan üzerindeki kale ve güney yamaçlarında ana kayaya oyulmuş mezarlar, burada Antik Çağ’da gelişmiş bir yerleşim ve mezar kültürünün bulunduğunu göstermektedir. İskilip kaya mezarlarını ayrıntılı biçimde inceleyen araştırmacılar, bu yapıların Geç Helenistik-Roma dönemine tarihlenebileceğini belirtmektedir. Mezarların mimarisinde sütunlar, üçgen alınlıklar, mezar odaları ve çeşitli kabartma unsurlarının bulunması dönemin sanat ve mezar geleneğinin İskilip çevresindeki yansımalarını ortaya koymaktadır.
İskilip’in bulunduğu coğrafya ilerleyen dönemlerde Pontus ve Roma dünyasının siyasi mücadelelerinden de etkilenmiştir. İskilip Kaymakamlığı kaynaklarında bölgenin MÖ 176 dolaylarında Pontus hâkimiyetine girdiği, daha sonraki süreçte ise Roma İmparatorluğu sınırlarına katıldığı belirtilmektedir. Roma döneminde Anadolu’nun kuzey kesimlerindeki yolları ve yerleşimleri birbirine bağlayan coğrafi konumu, bölgenin önemini korumasına yardımcı olmuştur. Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasının ardından İskilip ve çevresi Doğu Roma, yani Bizans hâkimiyetinde kalmıştır. Antik dönemden günümüze ulaşan kaya mezarları ile kale çevresindeki arkeolojik bulgular, bu uzun tarihî sürecin İskilip üzerindeki izlerini günümüzde de gözler önüne sermektedir.
İskilip tarihinin önemli dönüm noktalarından biri, 11. yüzyılda Anadolu’da Türk hâkimiyetinin başlamasıdır. 1071 Malazgirt Zaferi’nin ardından Türk boyları Anadolu’nun farklı bölgelerine hızla yerleşmeye başlamış, Çorum ve çevresi de bu süreçten etkilenmiştir. İskilip Kaymakamlığı tarihçesinde bölgenin Danişmentli hâkimiyetine girdiği ve İskilip’in 1075 yılı civarında Emir Danişment Ahmed Gazi tarafından fethedildiği aktarılmaktadır. Türk boylarının bölgeye yerleşmesiyle birlikte İskilip’in sosyal ve kültürel yapısı zaman içinde değişmiş, çevredeki pek çok yerleşimde olduğu gibi Türkçe yer adları ve Oğuz boylarına ait isimler yaygınlaşmıştır. Kayı, Bayat, Dodurga ve Oğuzlar gibi çevrede günümüze kadar ulaşan yer adları da bölgedeki Türkmen yerleşiminin tarihî izleri arasında değerlendirilmektedir.
Selçuklu ve Danişmentli dönemlerinin ardından İskilip ve çevresinde farklı Anadolu beylikleri etkili olmuştur. Bölge zaman zaman siyasi mücadelelere sahne olmuş; Candaroğulları, Kadı Burhaneddin Devleti ve Osmanlılar arasındaki mücadelelerden etkilenmiştir. 14. yüzyılın sonlarında Osmanlı Devleti’nin Orta ve Kuzey Anadolu üzerindeki hâkimiyetini genişletmesiyle İskilip de Osmanlı topraklarına katılmıştır. İskilip Kaymakamlığı tarihçesinde bölgenin 1390’lı yıllarda Yıldırım Bayezid döneminde kesin biçimde Osmanlı yönetimine geçtiği ve bundan sonra Cumhuriyet dönemine kadar Osmanlı hâkimiyetinde kaldığı belirtilmektedir.
Osmanlı döneminde İskilip yalnızca idarî bir merkez olarak değil, ilim, eğitim, din ve ticaret hayatıyla öne çıkan bir Anadolu şehri olarak gelişmiştir. Şehirde medreseler, sıbyan mektepleri, kütüphaneler, camiler, tekkeler, hanlar, hamamlar ve çeşitli ticaret yapıları bulunuyordu. İskilip özellikle yetiştirdiği âlimlerle ün kazanmıştır. Şeyh Muhiddin-i Yavsî ve onun oğlu, Kanûnî Sultan Süleyman döneminin önemli şeyhülislâmlarından Ebussuud Efendi, İskilip ile ilişkilendirilen en önemli tarihî şahsiyetler arasındadır. İskilipli âlimlerin Osmanlı ilim ve devlet hayatında önemli görevler üstlenmesi, ilçenin uzun süre güçlü bir medrese ve eğitim geleneğine sahip olduğunu göstermektedir.
17.yüzyılda İskilip’i ziyaret eden Evliya Çelebi’nin aktardığı bilgiler de şehrin dönemin önemli yerleşimlerinden biri olduğunu göstermektedir. Kaymakamlığın aktardığı Seyahatnâme bilgilerine göre İskilip; kalesi, bağlı ve bahçeli evleri, eğitim kurumları ve çok sayıdaki âlimiyle dikkat çekmekteydi. Evliya Çelebi özellikle şehirdeki eğitim ve dinî hayat üzerinde durmuş, İskilip’i eğlence hayatından çok ilim ve eğitim faaliyetlerinin öne çıktığı bir yerleşim olarak tasvir etmiştir. Bu özellik, sonraki yüzyıllarda da devam etmiş ve İskilip Anadolu’daki önemli kültür merkezlerinden biri olma niteliğini korumuştur.
19. yüzyıla gelindiğinde İskilip oldukça hareketli bir şehir ve ticaret merkezi görünümündeydi. Fransız coğrafyacı Vital Cuinet’in 19. yüzyıl sonlarında yayımladığı çalışmasından aktarılan bilgilere göre şehirde yüzlerce dükkânın yanı sıra hanlar, hamamlar, tabakhaneler, değirmenler, fırınlar, medreseler ve kütüphaneler bulunuyordu. Kastamonu salnamelerinde de İskilip kazasının çok sayıda köyü, eğitim kurumu, camisi, çeşmesi, ticarethaneleri ve kamu yapıları bulunan gelişmiş bir idarî merkez olduğu görülmektedir. Özellikle deri işleme, küçük el sanatları, tarım ürünleri ve yerel ticaret şehrin ekonomik hayatında önemli yer tutmuştur. Böylece İskilip, çevresindeki köylerin üretiminin toplandığı ve ticarete konu olduğu bölgesel bir merkez niteliği kazanmıştır.
Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde yapılan idarî düzenlemeler sonucunda İskilip’in bağlı olduğu idarî merkezlerde çeşitli değişiklikler yaşanmıştır. Bir dönem Kastamonu’ya bağlı olan İskilip, daha sonra farklı idarî düzenlemeler içerisinde değerlendirilmiş ve sonunda Çorum sancağına bağlanmıştır. Cumhuriyet’in kurulması ve Türkiye’nin yeni idarî yapısının oluşturulmasıyla birlikte İskilip, Çorum iline bağlı bir ilçe merkezi olarak varlığını sürdürmüştür.
Cumhuriyet döneminde modern şehirleşme süreci yaşanırken İskilip’in tarihî kimliğini oluşturan geleneksel mahalleler, ahşap ve kerpiç evler, dar sokaklar, camiler, türbeler, çeşmeler, arastalar ve el sanatları kültürü varlığını büyük ölçüde sürdürmüştür. İskilip Kalesi ve kaya mezarları ise ilçenin binlerce yıllık geçmişinin en belirgin sembolleri arasında yer almaya devam etmektedir. Özellikle kale çevresindeki kaya mezarlarının bilimsel olarak incelenmesi, İskilip’in tarihinin Türk hâkimiyetinden çok daha eski dönemlere uzandığını somut şekilde ortaya koymaktadır.
Bugün İskilip; Antik Çağ’ın arkeolojik mirasını, Türk-İslam döneminin kültürel birikimini, Osmanlı şehir dokusunu ve Cumhuriyet döneminin modern yaşamını bir arada taşıyan tarihî bir Anadolu yerleşimidir. İskilip Kalesi’nden kaya mezarlarına, tarihî camilerden geleneksel İskilip evlerine, medrese geleneğinden el sanatları ve yöresel kültüre kadar uzanan geniş miras, ilçenin farklı uygarlıkların izlerinin üst üste biriktiği çok katmanlı tarihî yapısını ortaya koymaktadır. Bu nedenle İskilip’in tarihi yalnızca tek bir dönemin değil, Anadolu’da binlerce yıl boyunca yaşanan kültürel ve